ÖĞRETMENLER İMTİHAN YAPILMALI





ÖĞRENCİ DEĞİL (MEMUR DA DAHİL)

ÖĞRETMEN İMTİHANI YAPILMALI

YRD.DOÇ. DR.YILMAZ SADIKOĞLU
AK PARTİ ESENYURT ÜYESİ

ÖZ GEÇMİŞİM

1994 yılında Yard. Doç. kadrosu ile Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde KBB Anabilim Dalı Bakanlığı, Cerrahi Bölüm Başkanlığı ve Kurucu Başhekimlik görevlerinde bulundum..
Adana’da muayenehanemde çalışıyorken Amerika’da A Grubu Tıp Dergisinde ardı ardına iki bilimsel makalem yayınlandı.Zenci bir Amerikalı misyonere bunları gösterdim .O da bana ‘’Bizimkiler seni bulurlar’’dedi. Bundan sonra dört tane amerikan bilim akademisinden ( economics ve national geographic dahil) üyelik teklifi aldım. Bunların Amerika’da bana sağladığı avantajları bildiriyorlardı. İngiltere’de yayınlanan who is who in The World-Dünya’da kim kimdir? – de biyografim yayınlandı. Adana’da iken Birlik vakfı Adana Şubesi ve MUSIAD Adana Şubesi kurucuları arasında yer aldım. Manisa’da iken Fazilet Partisi Manisa il teşkilatı kurucularından oldum.
Ortopedik engelliyim. Evliyim 4 çocuğum var. Almanca ve İngilizce biliyorum.

AMACIM ;Toplumun gelişmesini sağlayan ilmin nasıl üretildiğini; Bilimde niçin geri kaldığımızı;bilim ve teknoloji üreten ülkelerin toplumun ve bireyin sağlığı ve sosyal hayatın ğelişmesi için yaptıkları işleri, göstermektir.

AKADEMİK TECRÜBELERİM

Muayenehanemde çalışırken; 8 tanesi uluslararası olmak üzere 30’dan fazla bilimsel makale yazdım tebliğler sundum. İngiliz,Alman,Amerikalı ve Belçikalı bilim insanları ile yaptığım ortak tıbbi çalışmalarımın sonucuçlarını tıp mecmualarında neşretttim. Bilime bakışımı olgunlaştıran aşağıdaki olaylarla karşılaştım:

1-Bir gün Kadirli’nin bir köyünde Alman bir sosyoloğun çalışma yaptığını öğrendim ve kendisiyle mektuplaştım. Bu Alman, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesindeki torosların zirvesinden başlayıp her köyde 15 gün kalarak 2 yıl hiç ülkesine gitmeden Çukurova’ya kadar köylerin sosyolojik kesitini çıkardığını gördüm. Bu sosyolojik çalışmanın kitap haline getirildiğini de öğrendim. Yazışmalarımda,araştırmacının elde ettiği bilgilerin tamamının yazmadığını fakat arşivlediğini öğrendim.
;”Bizim sosyologlar nasıl çalışıyor ?” sorusu aklıma geldi.
2-Makalelerimden birini Çukurova Tıp Fakültesi Dergisi’ne, yayınlanmak üzere gönderdim.Bilimsel değil diye yayınlamadılar.Ben de Annal’s adında A grubu meşhur bir amerikan dergisine gönderdim ve yayınlandı.Bunu okuyan Belçıkalı bir araştırmacı Adana’ya geldi. Ounla yaptığım çalışmayı Almanya da tebliğ ettik.
3-Bu tebliği dinleyen Leicester (İngiliz) Üniversitesi’nden genetik bölüm başkanı çalışmayı daha ileri boyuta taşımak için bana ortaklık teklif etti. Belçikalı ortağımı razı edemediğim için reddettim. Ama adam ısrar ediyordu. Bir gün bu adamın Adana‘ya gelerek hastalarımdan çeşitli bahaneler uydurup kan aldığını öğrendim ve havaalanında yakalatarak kanları eliden aldım. Buna rağmen adam ısrarlarına devam etti ve nihayet ortak olduk .Onunla ortak çalışarak Pendred Sendromu denen hastalığın geçiş geni kesin olarak ortaya konulmuş oldu.
4-Gaziantepli bir attar insülin kullanan inşaat mühendisi olan bir arkadaşıma rafındaki bitki ekstresi bir kavonozu göstererek”Bu ilacı al, sabah akşam 10 damla iç. Şekerin yükselirse gel parasını iade edeceğim.” diye garanti verdi. Ekstre alındı ve 1 ay kullanıldığı halde kan şekeri yükselmedi. Aynı ekstreyi satın alarak üniversitedeki arkadaşlarıma verdim. Insülin kullanan bir kaç hastaya bir kaç günlüğüne kullanmalarını söyledim. Arkadaşlarım tecrübeliydi “Bizim akademik hayatımız biter.” diyerek beni reddettiler. Ben üniversiteden atıldım. Onların herbirisi profosör oldular. Bu attar ise ekstiresin satmaya devam etmesine rağmen hiç başı ağrımadı.
5-Bir köyde 23 tane sağır, dilsiz ve aynı zamanda kör olan insanların yaşadığını öğrendim. Köye gittiğimde 35 yaş üzeri insanların %70’inin şeker hastası olduğunu tespit ettim. Bilimsel proje hazırlayarak bu durumun açıklanması için kendi üniversiteme YÖK’e ve TUBİTAK’a sundum. Bu çalışma için bana teklif edilen para benzin parasını dahi karşılamıyordu. Bu sebepten dolayı hiçbir şey yapamadım.
6-KETEK adında bir ilaç piyasaya sürüldü;çok büyük promosyonlarla milyarlarca liralık kazanç sağlanıyordu.Bu maddenin amerikan FDA (gıda ilaç dairesi) nden onay almadığını kendi kaynağından öğrendim.Bakan Prf Dr Recep Akdağ‘ a yazdım. O zaman ilaç daire başkanı bu gün büyükşehirlerden birinin belediye başkanıdır. Bu başkan bana yazılı değil sözlü cevap verdi.Birkaç ay sonra bu madde piyasadan çekildi.
7-Başta pastiller öksürük şurupları burun ve kulak damlaları olmak üzere onlarca maddenin faydasız olduğunu orijinal kaynaklardan delil göstererek devletin ödeme lisesinden çıkarılmasını kabul ettirdim. Hepimiz biliyoruz ki; bunları devlete ödettiren profesörlerden teşkil edilen komisyonlardır. Etkisiz maddelerin ilaç diye sattırıldığı; fakat ilaç araştırması yapanlara kapıların kapalı olduğu ülkenin adı T.C. dir. Bunun bedelini bana doçentlik sınavında ödettiler. Onlarca tıp, eczacılık ve teknik üniversitelerimiz milyarlarca liralik ödenek aldıkları halde bir tane dahi patenti bize ait ilaç ve tıbbi alet üretmemişlerdir.
8-Doçentlik sınavına başvurdum.Jurimde bulunan 5 profesörden sadece ikisinin uluslararası makalelerde ismi vardı. Bunlardan birinin ismi ikinci sırada, diğerinin ismi dördüncü sıradaydı. Yani bu profesörlerin hiçbiri kendi yönettikleri bir çalışmayı uluslararası bilime sunamamışlardı.Bu profesörler beni yayında yetersiz bulup doçentliğimi engellediler. Bu sonuç 28 Şubatçılara ulaştırıldı ve ben kurucuları arasında bulunduğum fakültemden kovuldum. Belçika ve İngiltere üniversitelerinden Adana’ya öğretim üyeleri benimle çalışmaya gelirken, ben ülkemin üniversitesinden kovuldum! Ama ülkeme daha fazla hizmet etmek nasip oldu ve her yıl binden fazla insanı ameliyat ederek sağlığına kavuşturdum
9-Ülkemin 12 Eylül şartlarını herkes biliyor. O dönemin YÖK başkanı akademik çalışmalara ara vererek ‘İrtica ile Mücadele’ye katılacaklarını söylemişti.Türkiye ekonomisi Dünya’nın 17.si iken akademik yayınlarda neden 67 ülke içinde 52, sıradayız .Onlar niçin çok çalışıyor? Bölüm başkanı bir profesör Türkiye’den neden materyal(kan) çalmaya çalışıyor? Bu soruları onlara sordum. Cevap beni tatmin etti. Şöyle ki;
10-Onların yaptığı iş ölçülüyor, ona göre maaş, kariyer ve makam veriliyordu. Board imtihanına giren bir doktorun aldığı puan onun fakültesine yazılıyordu. Bu puanlara göre fakültesine öğrenci ve asistan veriliyordu. En çok akademik çalışma yapan, bölüm başkanı veya dekan yapılıyordu. Özetle öğrencinin başarısına göre hoca kariyer ve para kazanıyordu.Bu sistem de ülkeleri kalkındırıyordu.Bizde ise kurulan komisyonlar makam kariyer ve ücreti tayin ediyor, rakip istemiyorlar.
ABD de tıp fakültesinden mezun olan doktorların çalışma izni için yapılan BOARD imtihanı sonuçları okuduğu fakültenin göstergesi olur. Öğrencilerin başarısına göre o fakültenin öğrenci sayısı ve alacağı devlet yardımı belirleniyor. Başarı düştükçe öğrenci sayısı ve ödenekler azaltır. Yani öğrencilerle beraber tıp fakültesi de imtihan ediliyor. Aynı kural uzman olanların BOARD sınavı için de geçerli. Fakülte için verilen asistan ve ödenek sayısı bir önceki yılın BOARD sınavı sonucuna göreydi. Ana bilim dalı başkanlığı ve bölüm başkanlığı gibi akademik yöneticilikler, akademik çalışma başarısına göre otomasyona bağlanmış. Yani en fazla akademik çalışmayı kim yapmış ise o birimin başkanı seçiliyor.HATTA BEYİN İTHALATI YAPIYORLAR

BİZ DE YAPARIZ

Türkiye ilaç ve tıbbi levazımatını üretecek tenolojiye ulaşmıştır. Eğitimin yönünü üretimi çevirirsek teknolojiyi üretir ve satarız. Eğitim ve öğretimde kariyer ve makam üretim esaslı olmalıdır.Üretime ve sosyal hayata katkısı olmayan eserlerin akademik değerlendirilmeye alınması yanlıştır.
Türkiye’de ilk ,orta ve üniversite sınavları okul ve öğretmen başarısı için niçin kriter olmasın? DERECE VE KADEMELENDİRMEDE; Idari görevler ve yer değiştirmelerde memurların başarısını gösteren yaptığı iş, verdiği ders ve öğrencilerin aldığı puanlar kriter olarak alınırsa; yer değiştirme, atama ve yükseltme problemi kendiliğinden çözülecektir.Üstün zekalı çocukları ilk tanıyanlar öğretmenlerdir.Onları özel eğitime kazandıran öğretmene ek performans puanı verilmelidir. Aynı yöntem KPSS ve diğer sınavlar için de geçerli olmalıdır.
Yine memurların atama ve yükseltmelerinde performans kriterleri konularak memurlaın kariyerleri otomasyona bağlanmalıdır.Özel başarısı olanlara kariyer v.s. destek sağlanmalıdır. 657 sayılı kanun 1913 yılında memurinin muhakematına dair muvakkat kanun ve 1219 sayılı tababet ve şuabatı sanatlarının tarz-ı icraasına dair meri olmsı, çağın dışında kalmışlığın göstergesidir.
Yukarıda anlattığım esaslara göre bu kanunlarla birlikte 2547 sayılı üniversiteler kanunu ve askerler ve diğer özerk ve yarı özerk kuruluşların özel kanunları tamamen kaldırılmalı, kişisel performansı esas alan ve bu kanunların Tamamını içine alarak eşitliği sağlayan tek bir kanun yapılmalıdır.Bilgisayar çağındayız Herkesin yaptığı iş kayıt altındadır.YAPILMASI GEREKEN ŞEY HER ÇALIŞMANIN PUANLANDIRILMASIDIR.Özellik arz eden hizmetlerde çıkarılacak yönetmelikler ile o hizmete özel kurallar konulabilir

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir